Görünmezlik: “Neden Beni Beğenmedin?” Küskünlükleri

Aysel Unat

Son zamanlarda çevrenizde ya da belki de kendi içinizde sessiz bir fırtınanın estiğini fark ettiniz mi? “Fotoğrafımı gördü ama beğenmedi”, “Hikâyeme baktı ama tepki vermedi”, “Yorumuma cevap yazmadı”…

Eskiden küskünlükler büyük kavgalardan, hayal kırıklıklarından çıkardı. Şimdilerde ise sessiz bir “beğenmeme” butonu ya da boş bırakılan bir bildirim ekranı, en yakın dostlukların arasına soğuk bir duvar örmeye yetiyor. Adeta yeni bir psikolojik eşikteyiz: Dijital Görünmezlik Sancısı.

Onaylanma Açlığı ve Dijital Aynalar

İtiraf edelim; hepimiz biraz “görülmek” istiyoruz. Ancak modern dünya, bu masum görülme ihtiyacını devasa bir onaylanma açlığına dönüştürdü. Paylaştığımız bir kare, aslında bizim “Ben buradayım, değerliyim ve hayatım yolunda” deme biçimimiz oldu.

Hal böyle olunca, beklediğimiz o küçük kalp simgesi gelmediğinde bilinçaltımız bunu sadece teknik bir eksiklik olarak değil, kişisel bir reddediş olarak kodluyor. “Beni beğenmedi, o halde beni sevmiyor veya bana değer vermiyor” denklemi, farkında olmadan ikili ilişkilerimizin temelini sarsmaya başlıyor.

“Beğenilmedim, Öyleyse Yokum”

Bu yeni nesil küskünlük hali, aslında derin bir özgüven boşluğunu işaret ediyor. Değerimizi kendi içimizden değil, başkalarının parmak uçlarından (like’larından) devşirmeye başladığımızda, her etkileşim bir sınav haline geliyor.

Az beğenildiğini veya hiç fark edilmediğini düşünen insan, kendini yavaş yavaş geri çekiyor. Bir tür “dijital inziva” ama huzurlu olanından değil; kırgın, kızgın ve içerlemiş bir inziva bu. Bu durum, sadece ekran başında kalmıyor; yan yana gelindiğinde kurulan o samimi cümlelerin yerini imalı sessizliklere bırakıyor.

İlişkilerdeki “Algoritma” Çatlağı

En acısı da şu: Gerçek hayattaki bağlarımızı, dijital bir algoritmanın insafına bırakıyoruz. Belki arkadaşınız o an sadece yoğundu, belki ekranı kaydırırken dalgındı ya da belki sadece “beğenmek” o an onun için bir anlam ifade etmiyordu.

Ancak “Neden beni beğenmedin?” tavrı, karşı tarafa bir suçluluk duygusu yüklerken, bize de sahte bir mağduriyet alanı açıyor. İlişkilerimizi paylaşılan anıların kalitesiyle değil, etkileşim sayılarının çetelesiyle ölçer hale geliyoruz.

Sadece Bir Farkındalık: Ayna Kime Ait?

Amacım bir “sosyal medya detoksu” vaazı vermek değil. Sadece şu soruyu kendimize sormak: Benim değerim, başkasının ekranındaki bir saniyelik hareketine mi bağlı?

Birinin bizi dijitalde “beğenmemesi”, bizim varlığımızdan, başarımızdan ya da güzelliğimizden bir parça eksiltmez. Gerçek hayat, o ekranın ışığı kapandığında başlayan yerdir.

Belki de en büyük özgürlük, “görülmediğimizde” bile tam ve bütün olduğumuzu hatırlamaktır. Çünkü bizler birer profil sayfasından çok daha fazlasıyız; derinliği olan, karmaşık ve bir “like” ile ölçülemeyecek kadar kıymetli ruhlarız.

Sahi, siz bugün kendinizi ne kadar “beğendiniz”?

Yayınlanan bilgiler bireysel değerlendirme olmaksızın hazırlanmıştır. İçeriklerin uygulanması tamamen okuyucunun kendi sorumluluğundadır. Mithras Akademi ve Bilinçaltı Postası, içeriklerin kullanımından doğabilecek doğrudan veya dolaylı sonuçlardan sorumlu tutulamaz.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top