BİLİNÇALTI ve ÇALIŞMA ŞEKLİ

Serhan Karasu

İnsan zihni, sandığımızdan çok daha ekonomik çalışır. Hayatta kalmak için her an sıfırdan karar vermek zorunda kalan bir beyin, biyolojik olarak sürdürülebilir değildir. Bu nedenle zihnin en temel stratejisi şudur: Benzer durumları gruplandır, geçmişte işe yarayan tepkileri kaydet ve bir daha düşünmeden uygula. İşte bilinçaltı dediğimiz sistem, tam olarak bu otomasyon mekanizmasının merkezinde yer alır.

Bilinçaltı kayıt tutan çok ama çok büyük bir harici bellek gibiidir. Yaşanmış tecrübeleri, öğrenilmiş davranışların, duygusal çağrışımların oluşturduğu referans noktalarının otomatik davranışlar oluşturarak seçimlere yön veren bir katman hayal edebilirsiniz. Bu katman, gün içinde verdiğimiz kararların büyük bir kısmını biz fark etmeden yönlendirir.

Referans noktası, zihnin “bu durumu daha önce gördüm” dediği her şeydir. Bir ses tonu, bir yüz ifadesi, bir koku, bir bakış, bir ortam, bir kelime… Zihin bu uyaranı daha önceki bir deneyimle eşleştirir ve o deneyimde oluşan duygusal anlamı çağırır.

Sorun şu ki; Bilinçaltı, yaşanan olayın gerçekliğini değil, o anda oluşan algıyı kaydeder.

Bir çocuk için yüksek sesle konuşan bir yetişkin “tehlike” anlamına gelebilir. Oysa yetişkin sadece yorgundur. Ancak bilinçaltı, yüksek sesi korku eşleşmesiyle kaydeder. Yıllar sonra bu kişi, iş yerinde sesini yükselten bir yöneticinin karşısında aynı bedensel tepkileri verebilir. Mantıksal olarak “bu kişi babam değil” dese bile, bedeni çoktan pozisyon almıştır.

Duygusal yoğunluk ne kadar yüksekse, kayıtlar o kadar derin olur. Bu yüzden çocukluk deneyimleri bu kadar etkilidir; çünkü bir çocuğun duygularını dengeleme becerisi henüz gelişmemiştir. Beyin, yoğun duyguyu “önemli” olarak etiketler.

Bilinçaltı, doğru–yanlış ayrımı yapmaz.

Sadece işe yarıyor mu, yaramıyor mu diye bakar.

Eğer bir davranış, bir duygudan kaçmayı sağladıysa, bilinçaltı onu “başarılı strateji” olarak kaydeder. Örneğin susmak, geri çekilmek, herkesi memnun etmeye çalışmak ya da tam tersi saldırganlaşmak. Bunlar  bilinçli bir seçim olarak başlamaz; bir noktada bedeni korumuştur ve sistem bunu unutmaz.

Peki bu seçimleri nasıl değiştirebiliriz?

Yetişkinlikte yaşadığımız birçok “nedensiz” tepki, aslında son derece mantıklıdır — sadece bugünün mantığıyla değil, ilk kaydın mantığıyla.

Bir ilişki içinde aynı tip insanlara çekilmek, benzer çatışmaları tekrar tekrar yaşamak, başarıya yaklaşınca geri çekilmek ya da sürekli kendini ispat etme ihtiyacı hissetmek… Bunlar karakter kusuru değil, otomatik bilinçaltı programlarıdır.

Bilinçaltı şunu yapar:

“Bu durum bana tanıdık geliyor → daha önce ne yapmıştım → aynısını yap.”

Birçok kişi farkındalıkla değişebileceğini düşünür ama bu nadiren mümkündür Bilinçli farkındalık değişime yetmez?

Farkındalık, değişim için gerekli ama yeterli olmayan bir adımdır. Çünkü bilinçaltı kayıtlar, beden düzeyinde saklanır. Kalp atışı, kas gerginliği, nefes şekli, hormon salınımı… Bunlar bilinçli telkinle anında değişmez.

Bu yüzden kişi şunu yaşar: “Biliyorum ama yine de yapıyorum.” “Anlamsız olduğunu biliyorum ama durduramıyorum.”

Bu bir zayıflık değil; sinir sisteminin tutarlılığıdır.

Bilinçaltı kayıtları, yeni referans noktaları oluştuğunda çözülür. Yani aynı tetikleyiciye, farklı bir bedensel ya da duygusal deneyim eşlik ettiğinde.

Zihin şunu fark ettiğinde değişim başlar: “Bu durum eskisi gibi değil. ”Bu, tekrar eden güvenli deneyimlerle sinir sisteminin yeni bir denge öğrenmesiyle olur. Tek seferlik motivasyon konuşmaları değil; yeni kayıtlar gerekir.

Bilinçaltı bilinç gibi ikna olmaz, deneyim ister.

İnsan zihni sabit değildir. Ama rastgele de değişmez.

Değişim, kayıtların diliyle konuşulduğunda olur.

Bu da ancak etkili bilinçaltı uygulamaları ile mümkündür

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top