Vazgeçmek

Cemile Eker, Kişisel Gelişim Uzmanı

Vazgeçmek, Yaşam yolunda ilerlerken “vazgeçmemek” adını hep olumlu bir yerde sayıyoruz. Çocuklukta bu durum, mülkiyet ve sahip olma duygusuyla da ilişkili. Bir şeyleri bırakmamak, insanın gücünün bir göstergesi gibi öğretiliyor.

Bazen vazgeçmek, “pes etmek” gibi algılanıyor.

Oysa bazen vazgeçememek, en büyük yükümüz oluyor.

Bazı insanlar ya da nesneler, onlardan vazgeçemeyeceğimizi düşündüğümüz seviyede hayatımızda yer edinebiliyor. Bu noktada önemli olan neyi biriktirdiğimizden çok, neyi bırakamadığımızdır. Çünkü insanı en çok yoran şey, elindekiler değil; bırakamadıklarıdır.

En tehlikelisi ise, zamanla bu durumu normalleştirmemizdir. Alıştığımız şeyler, bize zarar verse bile tanıdık olduğu için kalmaya devam ederiz. Oysa bazen özgürlük, vazgeçebilme halidir.

Vazgeçebilmek; kötü ilişkilerden, yanlış düşüncelerden, çocuklukta üzerimize yüklenen anlamsız duygulardan kurtulabilmektir. Çünkü hayat bazen, kaybettiğimiz sandığımız şeylerle bizi özgürleştirir.

Geçmişte yaşadıklarımızın izlerini taşıyoruz. Değersizlik, görülmeme, onaylanmama, darbe yeme gibi deneyimlerle büyüyebiliyoruz. Bunlar zamanla zihnimizde yer ediyor ve bir noktadan sonra gerçekmiş gibi kabul ediyoruz.

Yanlış bir insanın ya da yanlış bir durumun içinde olduğumuzu fark ettiğimiz anda bile, alışkanlıkla orada kalmaya devam edebiliyoruz. Çünkü o durum, bize tanıdık geliyor.

Ama o tanıdıklık, bizi iyileştirmiyor.

Bizi yaralayan kadar, değersizleştiren kalıpları da içimizde taşımaya devam ediyoruz. Oysa çoğu zaman bu duyguların temeli, geçmişte atılan küçük tohumlara dayanıyor.

Ve en büyük yanılgı şu:
O tohumların gerçek olduğuna inanmak.

Bu bize öğretilen sistemin bir sonucu. Başarılı olmak, göz önünde olmak, sürekli güçlü görünmek zorundaymışız gibi hissediyoruz. Ama kimse bize durmanın, bırakmanın ya da yeniden başlamanın da bir seçenek olduğunu söylemiyor.

Hatta bazen vazgeçmek, “pes etmek” gibi algılanıyor.

Oysa ilginç olan şu ki; gerçekten güçlenen insanlar, ne zaman bırakması gerektiğini bilenlerdir.

Bir şeyi bırakmak, onu yapamadığımız anlamına gelmez. Bazen tam tersine, kendimize yaptığımız en büyük iyiliktir.

Gerçekten kişisel olarak büyüdüğümüzde fark ettiğimiz şey şudur:
Zamanında olması gereken yerde kalmak değil, gerektiğinde yeniden başlayabilmektir.

Hayat bazen bize işaretler gönderir. Bu işaretleri okuyabilmek için durmak gerekir. Kendimizi dinlemek gerekir.

Çünkü her kötü deneyim, bir son değil; bazen yeni bir başlangıcın habercisidir.

Ve belki de en önemli nokta şu:

Hayat bize bir şeyler göndermeden önce, aslında izler gönderir. İnsanlar, olaylar, tekrar eden durumlar… Hepsi birer işarettir.

Ama biz çoğu zaman bu işaretleri görmezden geliriz.

Ta ki aynı şeyleri tekrar tekrar yaşayana kadar.

Sonunda hayat bize şunu söyler:

“Ben sana bu izleri boşuna göndermedim.”

Bu platformda yer alan tüm yazılar, analizler ve uygulama örnekleri yalnızca genel bilgilendirme ve düşünsel inceleme amacı taşır. İçerikler tıbbi, psikolojik, psikiyatrik veya terapötik teşhis ve tedavi yerine geçmez. Mithras Akademi Bilinçaltı Postası, içeriklerin kullanımından doğabilecek doğrudan veya dolaylı sonuçlardan sorumlu tutulamaz.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top