Bağlanma Biçimlerimiz: İlişkilerde Neden Hep Aynı Şeyi Yaşıyoruz?
Gayane Gönül Tunç,Terapist
Bir ilişkide hep aynı korkuyu mu yaşıyorsunuz? Belki de terk edilmekten çok korkuyorsunuz. Veya biri size çok yaklaştığında içgüdüsel olarak geri çekiliyorsunuz. Aslında bu tekrar eden kalıplar asla tesadüf değildir. Çünkü biz bu kalıpları hayatımızın ilk yıllarında oluştururuz. Özellikle henüz konuşamadığımız yaşlarda bakım verenlerimizle kurduğumuz ilişkiler tüm bu duygusal şablonları şekillendirir.

Bilimsel açıdan Psikiyatrist John Bowlby ve Psikolog Mary Ainsworth bağlanma kuramını geliştirmiştir. Bu kurama göre ebeveynler bebeklik döneminde ihtiyaçlarımıza farklı düzeylerde tepki verirler. İşte bakım verenlerin verdiği bu tutarlı veya tutarsız cevaplar, yetişkinlikte kurduğumuz yakın ilişkilerin doğrudan temelini atar. Üstelik bu erken deneyimler zamanla zihnimizde bir tür iç şablona dönüşür. Böylece “Diğer insanlara güvenebilir miyim?” veya “İhtiyacım olduğunda yanımda olacaklar mı?” gibi temel sorular sorarız. Çoğu zaman zihnimiz bu soruların cevabını bilinçli düşünmeden doğrudan bu eski şablon üzerinden üretir.
Güvenli Bağlanma
Bakım verenler çocuğun ihtiyaçlarına tutarlı biçimde cevap verir. Bu sayede çocuk hem kendine hem de başkalarına güvenmeyi hızla öğrenir. Yetişkinliğe ulaştıklarında bu kişiler yakınlıktan asla korkmazlar. Aynı zamanda bireysel bağımsızlıklarını da başarıyla korurlar. Ayrıca çatışmayı ilişkiyi bitiren bir tehdit olarak görmezler. Aksine tartışmaları, karşılıklı oturup konuşabilecekleri doğal bir durum olarak değerlendirirler.
Kaygılı Bağlanma
Bazen ebeveynler çocuğun yanında olur, bazen ise tamamen uzak kalır. İşte bu duygusal belirsizlik çocukta sürekli bir tetikte olma hali yaratır. Yetişkinlik döneminde bu tutarsızlık büyük bir kaygıya dönüşür. Örneğin partneriniz mesajınıza geç cevap verdiğinde hemen onaylanma ve yakınlık arayışına girersiniz. Çünkü sevgiyi sürekli kanıtlamanız gereken bir şey gibi hissedersiniz. Dolayısıyla sürekli onaya ihtiyaç duymak, kaygılı bağlanma biçiminin en yorucu yanını oluşturur.
Kaçıngan Bağlanma
Bazen bakım verenler çocuğun ihtiyaçlarını tamamen görmezden gelir. Bazen de bu fiziksel ve duygusal ihtiyaçları açıkça küçümserler. Bunun sonucunda çocuk zamanla hiç kimseye ihtiyaç duymamayı öğrenir. Sonuç olarak duygusal bağımsızlığı bir hayatta kalma stratejisi olarak benimser. Yetişkinlikte bu kişiler duygusal yakınlıktan ciddi rahatsızlık duyarlar. Genellikle “boğulma” hissiyle partnerlerine hemen mesafe koyarlar. Aslında bu davranışları soğukluktan veya sevgisizlikten kaynaklanmaz. Tam aksine, bu durum geçmişte öğrendikleri güçlü bir öz-koruma refleksini yansıtır.
Kaygılı-Kaçıngan (Dağınık) Bağlanma
Eğer bakım veren kişi çocuk için hem güven hem de korku kaynağıysa, çocuk zihninde çelişkili bir strateji üretir. Yani çocuk hem yakınlık ister hem de bu yakınlıktan çok korkar. Yetişkinlikte bu travmatik durumu büyük bir içsel gerilim olarak yaşarsınız. Sürekli olarak “Seni istiyorum ama sana bir türlü güvenemiyorum” çatışmasının içinde kalırsınız.
Değişim Mümkündür: Kazanılmış Güvenli Bağlanma
Burada bilimsel ve psikolojik açıdan çok önemli bir noktayı özellikle vurgulamak istiyorum. Çünkü bağlanma biçiminiz kesinlikle değiştirilemez bir kader değildir. Kapsamlı bir psikoterapi süreciyle veya istikrarlı bir ilişki ağıyla “kazanılmış güvenli bağlanma” (earned security) modelini başarıyla inşa edebilirsiniz. Bunun için kendi iç dünyanızı derinlemesine anlamaya çalışmanız gerekir. Nitekim kendi davranış kalıbınızı açıkça fark etmek, onu değiştirmenin her zaman ilk adımıdır.
Öncelikle bağlanma biçiminizi dürüstçe tanıyın. Ancak bunu kendinizi acımasızca suçlamak için yapmayın. Aksine kendinize çok daha fazla şefkat gösterebilmek için güçlü bir başlangıç olarak görün.
Eğer ilişkilerinizde hep aynı senaryoyu tekrar tekrar yarattığınızı hissediyorsanız, bunun bir karakter zayıflığı olmadığını bilmelisiniz. Aslında bu tepki kalıbı, bir zamanlar sizi tehlikelerden koruyan eski bir hayatta kalma stratejisidir. Fakat yetişkinlikte artık bu eski stratejiye hiç ihtiyacınız yoktur. Sonuç olarak kalıcı değişimi başlatmak, tam olarak bu gerçeği fark ettiğiniz an gerçekleşir.


