Güliz Ültan

Sevilmek mi, Sevilmeye Muhtaç Olmak mı? İlişkilerde Bağlanma Çıkmazı

Güliz Ültan, Uzman Egitimci-Psikolojik Danışman

“Hocam, bana iyi davranmadığını biliyorum. Bazen beni değersiz hissettirdiğinin de farkındayım. Ancak ondan uzaklaşınca adeta nefes alamıyorum.”

Danışanımın bu cümlesini duyduktan sonra kısa bir süre sessiz kaldım. Ardından ona sadece şu soruyu yönelttim: “Peki, onun yanındayken gerçekten nefes alabiliyor musun?”

Odada uzun bir sessizlik oldu. “Hayır hocam,” diye yanıtladı. “Asıl onun yanındayken kendi kimliğimden uzaklaşıyorum.”

İşte bazı toksik ilişkiler bütün hikâyesini aslında bu iki cümlenin ardında saklıyor. Bir insanı sevmek ile ona ihtiyaç duymak tamamen farklı kavramlardır. Buna rağmen bizler genellikle bu iki yoğun duyguyu birbirine karıştırıyoruz.

“Onsuz Yapamam” Düşüncesi Gerçekten Aşk mıdır?

İlişki danışmanlığı süreçlerimde danışanlarımdan en sık duyduğum cümlelerden biri şudur: “Onsuz yaşayamam.” Bu cümle ilk bakışta kulağa son derece romantik gelebilir. Fakat bu düşüncenin psikolojik temeline indiğimizde, arka planda bambaşka dinamiklerin yattığını açıkça görüyoruz:

  • Partnerin kendisini bırakıp gideceği korkusu,
  • Yalnız kalma endişesi,
  • İçsel değersizlik hissi,
  • Çocukluk döneminde ebeveynlerin yeterli ilgiyi göstermemesinin bıraktığı travmatik izler.

En önemlisi de insanın kendi öz değerini, karşısındaki kişinin ona sunduğu sevgi miktarı üzerinden ölçmesidir. Böyle durumlarda danışanlarıma genellikle şu yüzleşmeyi yaşatıyorum: “Sen onu kaybetmekten mi korkuyorsun, yoksa onun varlığıyla birlikte kendin hakkında inandığın o sahte kimliği kaybetmekten mi?”

Çünkü pek çok insan, partnerini kaybetmekten ziyade, ilişki tamamen bittiğinde kim olacağından korkar.

Sağlıklı Sevgi İnsanı Küçültmez, Büyütür

Sağlıklı bir ilişkide partnerler zaman zaman üzüntü, kırgınlık veya öfke yaşar. Doğal olarak hiçbir ilişki tamamen kusursuz ilerlemez. Ancak sağlıklı sevgi temelinde çok net ve sarsılmaz bir kural barındırır: Kendin olarak kalabilmek.

Eğer sevdiğiniz insanın yanında davranışlarınızı sürekli filtreliyor ve kontrol etme ihtiyacı hissediyorsanız, ortada ciddi bir iletişim sorunu var demektir. Zihniniz sürekli şu sorularla meşgulse:

  • “Acaba bunu söylersem bana kızar mı?”
  • “Bugün neden hala mesaj atmadı?”
  • “Benden giderek uzaklaşıyor mu?”
  • “Beni artık eskisi kadar sevmiyor mu?”

Orada sevgiden çok, yoğun bir kaygı barındırıyorsunuz demektir. Üstelik bu kaygı, çoğu zaman aşkın kılığına girerek kişiyi yanıltır.

Bizi İlişkiye Bağlayan Şey Sevgi mi, “Aralıklı Ödül” mü?

Bazı ilişkilerde partneriniz bir gün çok ilgili davranırken, ertesi gün tamamen soğuk bir tutum sergileyebilir. Bir gün sizi göklere çıkarır, sonrasında ise günlerce sessiz kalarak değersiz hissettirir.

İşte tam bu noktada, insan zihni yıpratıcı bir döngüye girer. Çünkü tutarlı bir ilgi görmekten ziyade, arada bir gelen bu “yoğun ilgi” (psikolojideki adıyla aralıklı pekiştireç), kişiyi o ilişkiye daha güçlü bir şekilde bağlar.

Bir danışanım bu durumu şu sözlerle özetlemişti: “Hocam, kötü zamanlarımız gerçekten çok fazla. Ancak iyi olduğumuz anlarda o kadar mutlu oluyoruz ki, sanki yaşadığım bütün acıları unutuyorum.”

Ona şu gerçekle yüzleşmesini sağlayacak bir cevap verdim: “Belki de sen o güzel anları yaşamaktan çok, sadece bir sonraki güzel anın gelmesini bekliyorsun.”

Bu ayrım son derece kritiktir. Çünkü çoğu zaman insan, mevcut sorunlu ilişkiyi değil, yalnızca ilişkinin gelecekte düzelme ihtimalini sever.

Kıskançlık Her Zaman Sevginin Kanıtı Değildir

Toplumda “Beni kıskanıyor, demek ki çok seviyor” yanılgısını sıkça görüyoruz. Oysa kıskançlık, her zaman sevginin doğrudan bir göstergesi olamaz. Kıskançlık; bazen derin bir güvensizlik, bazen aşırı kontrol ihtiyacı, bazen de yoğun bir kaybetme korkusudur. Hatta kişinin kendi öz değeriyle ilgili yaşadığı yetersizlik hissini partnerine yansıtma biçimidir.

Sevgi, “Sen tamamen bana aitsin” demek değildir. Aksine sağlıklı sevgi, “Sen benim hayatımdasın, ancak yine de kendi bağımsız hayatına sahip bir bireysin” diyebilme olgunluğudur. Dolayısıyla sevgi birine sahip olmak değil, onunla aynı yolda yan yana yürüyebilmektir.

İnsan Kendisine İyi Gelmeyen İlişkiden Neden Kopamaz?

Kişi toksik veya zarar veren bir ilişkiden ayrılırken büyük bir zorluk çeker. Bunun temel nedeni, sürecin sadece bir insandan fiziksel olarak ayrılmak anlamına gelmemesidir. Kişi aslında partnerini değil, kendi kurduğu hayalleri geride bırakmakta zorlanır.

“Bir gün değişecek”, “Bir gün beni gerçekten anlayacak” veya “Bir gün bana hak ettiğim sevgiyi verecek” gibi umutlar insanı oyalayabilir. Sonuç olarak birey, karşısındaki kişinin şu anki gerçekliğine değil, onun gelecekte dönüşeceği potansiyele umut bağlar.

Bu aşamada danışanlarıma odaklanmaları gereken şu soruyu soruyorum: “Sen şu an karşındaki gerçek insanı mı seviyorsun, yoksa sadece onun olmasını hayal ettiğin kişiyi mi?” Bu sorunun cevabı, genellikle ilişkinin kilit noktasını çözer.

Kendini Kaybettiğin Yerde Aşkı Arama

Eğer bir ilişkiyi sürdürmek uğruna:

  • Arkadaş çevrenizden uzaklaşıyorsanız,
  • Kendi kişisel isteklerinizi sürekli erteliyorsanız,
  • Sırf partneriniz üzülmesin diye istemediğiniz durumlara “evet” diyorsanız,
  • Kendinizi sürekli açıklama yapmak zorunda hissediyorsanız,

Artık kendinize şu hayati soruyu sormalısınız: “Partnerim beni bu ilişkide gerçekten seviyor mu, yoksa ben yalnızca onun beni bırakmaması için hayatta kalma mücadelesi mi veriyorum?” Bu iki durum dışarıdan bakıldığında birbirine benzeyebilir, ancak içsel dinamikleri tamamen farklıdır.

Bazen Çözüm Ayrılmak Değil, Kendine Dönmektir

Terapi sürecinde danışanlarıma hiçbir zaman “Hemen ayrıl” veya “Ne pahasına olursa olsun devam et” şeklinde direktifler vermem. Çünkü bir ilişkinin geleceğini belirlemek, bireyin doğrudan kendi yaşam sorumluluğudur. Benim temel görevim, kişinin susturduğu iç sesini yeniden duyabilmesine rehberlik etmektir.

Bazen insanın asıl ihtiyacı, radikal bir karar vermeden önce kendisine dürüstçe şu soruyu sorabilmesidir: “Ben bu ilişkide kime dönüştüm?”

Aşk uğruna kendimizden vazgeçtiğimizde, zamanla karşımızdaki insanı değil, doğrudan kendimizi kaybederiz. Gerçek iyileşme ise bir başkasının bizi sevmesini çaresizce beklemekten vazgeçtiğimiz an başlar. Kendimize şu güçlü cümleyi kurabildiğimiz gün özgürleşiriz:

“Birinin beni sevmesi için kendimden ve değerlerimden vazgeçmek zorunda değilim.”

Unutmayın ki gerçek sevgi, insanı kendisine yabancılaştırmaz. Tam tersine, doğru sevgiyi bulan insan asıl kimliğini hatırlar ve özüne çok daha fazla yaklaşır.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top