Hida BAKŞİ
Bu masa süslü değil.
Kimseyi iyi hissettirmek için kurulmadı.
Burada alkış yok, teselli yok, “her şey geçecek” yok.
Burada gerçek var.
Çünkü insanlar artık acı çekmiyor gibi yapmaktan yoruldu.
Mutluymuş gibi konuşmaktan, güçlüymüş gibi durmaktan,
“idare eder” hayatlara razı olmaktan yoruldu.
Ama şunu söylemek zorundayım:
Yorulmak değişmek değildir.
Birçok insan hayatından şikâyet ediyor ama hayatını değiştirecek tek hamleyi yapmıyor.
Çünkü değişim romantik değildir.
Değişim;
– bahaneleri masaya koymaktır,
– kaçtığın kararlarla yüzleşmektir,
– kendinle ilgili anlattığın hikâyenin yalan kısmını ayıklamaktır.
Ve evet, bu can yakar.
Gerçeğin Masası tam da bu yüzden var.
Burada “neden böyle hissediyorsun?” sorusu kadar,
“neden hâlâ aynı yerde duruyorsun?” sorusu da sorulur.
Çünkü bazen sorun yaşadıkların değildir.
Sorun, artık seni küçülten şeylere alışmış olmandır.
Bazen problem geçmişin değil.
Problem, geçmişi bahane edip bugünü ertelemen.
Bazen mesele başkalarının sana yaptıkları değildir.
Mesele, senin kendine yapmaya devam ettiklerin.
Bu masada şunu netleştiriyoruz:
İnsan her şeyi anlayabilir ama her şeye katlanmak zorunda değildir.
İnsan empati kurabilir ama kendini feda etmek zorunda değildir.
İnsan korkabilir ama hayatını korkuya teslim etmek zorunda değildir.
Gerçek şudur:
Kimse seni kurtarmaya gelmeyecek.
Ama sen kendinle dürüst olursan, kurtulman mümkün.
Bu köşede süslü cümleler değil, netlik var.
Kaçış yok.
Bahane yok.
“Ben böyleyim” yok.
Var olan tek şey şu soru olacak:
“Bu hayatı gerçekten sen mi yaşıyorsun, yoksa idare mi ediyorsun?”
Eğer bu sorudan rahatsız olduysan, doğru yerdesin.
Eğer hemen savunmaya geçtiysen, daha da doğru yerdesin.
Gerçeğin Masası’na hoş geldin.
Burada yalanlar sandalye bulamaz.
Ama cesaretin varsa, kendinle yüz yüze oturabilirsin.