Cinsellik Neden Hâlâ Bir Tabu?

Gayane Gönül Tunç, Terapist

Cinsellik Neden Hâlâ Bir Tabu? Bir toplantıda veya aile sofrasında bu durumu hemen fark edersiniz. Hatta terapi odasında bile aynı tablo karşımıza çıkar. Çünkü biri cinsellik konusunu açtığında sesler anında alçalır. Ardından gözler kaçar ve insanlar konuyu hemen değiştirir. Oysa cinsellik insan var oluşunun en temel gerçeklerinden biridir. Nitekim hepimiz bu temel gerçeğin sonucunda dünyaya geldik. Peki toplum bu kadar doğal bir konuyu neden ısrarla susturuyor?

Tabular Toplumda Neyi Korur?

Antropolog Mary Douglas tabular hakkında çok önemli bir noktaya işaret eder. Ona göre toplumlar kendi düzenlerini tehdit eden şeyleri tabu yaparlar. Çünkü cinsellik bedeni, hazzı ve kontrol kaybını içinde barındırır. Dolayısıyla bu durum akılcı toplum kurma projesine büyük bir gölge düşürür. Aslında tabu burada basit bir yasaklama işlemi değildir. Tam tersine tabu güçlü bir sınır çizme ve kimlik inşa etme yöntemidir. Böylece toplumlar “Biz buyuz, bu sınır bizim dışımızda kalır” derler.

Görünmez İktidar ve Cinselliği Sınıflandırma

Michel Foucault “Cinselliğin Tarihi” kitabında çok çarpıcı bir gerçeği gösterir. Ona göre modern toplumlar cinselliği hiçbir zaman tamamen susturmadı. Aksine iktidarlar bu alanı sürekli konuştu, sınıflandırdı ve denetledi. Yani tabu kavramı mutlak bir sessizlik anlamına gelmez. Bunun yerine tabu, kimin ve nasıl konuşacağını belirleyen görünmez bir iktidar biçimidir.

Gölgede Kalan Enerji Gücünü Kaybetmez

Carl Gustav Jung’un psikolojik kavramlarıyla bu durumu çok daha iyi anlarız. Öncelikle zihin bastırdığı her şeyi bilinçdışının gölge bölgesine iter. Nitekim zihin cinselliği de aynı karanlık gölgeye çeker. Fakat gölgeye iten enerji hiçbir zaman yok olmaz. Sadece kılık değiştirerek hayatımızda varlığını sürdürür.

Örneğin bastırdığımız cinsellik genellikle suçluluk ve utanç duygusuyla geri döner. Bazen de saplantı veya aşırı kayıtsızlık maskesi takar. Kısacası toplumun sert tabularına bakarak gölgenin büyüklüğünü kolayca tahmin edebilirsiniz.

Mahremiyet ve Tabu Arasındaki Kritik Fark

Burada çok önemli bir psikolojik ayrım yapmak gerekir. Çünkü mahremiyet ile tabu kesinlikle aynı şey değildir. Öncelikle mahremiyet son derece sağlıklı bir kişisel sınırdır. Ayrıca kişinin kendi bedeni üzerinde özerklik kurmasını doğrudan sağlar. Oysa tabu gücünü utanç ve derin korkudan alır. Üstelik konuşmayı değil her zaman susmayı dayatır.

Mesela bir aile çocuğuna “bu konular konuşulmaz” mesajını verir. Aslında aile bu mesajla çocuğa mahremiyeti öğretmez. Sadece kuşaktan kuşağa geçen ağır utancı aktarır.

Sessizliğin Bireye ve Topluma Ağır Bedeli

Peki bu derin sessizlik kime ve neye mal oluyor? Öncelikle cinsellik hakkında konuşamayan birey kendi bedenini tanıyamaz. Ayrıca sınır koyma veya rıza gösterme becerisini asla geliştiremez. Bunun sonucunda insanlar sessizlik yüzünden aile içi istismarı bile fark edemez. Üstelik cinsel sağlık bilgisizliği büyük bir toplumsal soruna dönüşür. Kısacası ilişkilerdeki iletişimsizlik tam olarak bu ilk sessizlikte köklenir.

Sonuç: Bilinçli İlişki ve Sağlıklı Toplum

Sağlıklı bir birey veya toplum olmanın yolu çok nettir. Elbette bu yol her şeyi fütursuzca teşhir etmekten geçmez. Bunun yerine gölgede bıraktığımız şeylerle bilinçli bir ilişki kurmalıyız. Ancak bu şekilde geçmişin ağır utanç yükünden kurtuluruz. Sonuç olarak bu konulara utanmadan, merakla ve saygıyla yaklaşmalıyız. Sadece bu dürüst yaklaşımla gerçek iyileşmeyi mümkün kılarız.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top