Güliz Ültan

Aynı Yatakta İki Yabancı: Evlilikte Duygusal Yalnızlık.

Güliz Ültan İncekara, Aile Danışmanı | Evlilik ve İlişki Danışmanı | Cinsel Terapist, Başöğretmen

Bir evlilik ne zaman biter? İnsanlar birbirlerinden ayrıldıklarında mı, yoksa aynı evin içinde birbirlerine yabancılaştıklarında mı?

“Hocam, eşimle yirmi beş yıldır evliyiz. Kavga etmiyoruz, birbirimizi aldatmıyoruz. Aynı sofraya oturuyor, aynı yatakta uyuyoruz. Ama ben kendimi yıllardır yalnız hissediyorum.”

Bir danışma görüşmesinde sıkça duyduğumuz bu cümle, aslında pek çok evliliğin görünmeyen hikâyesidir. Böyle durumlarla karşılaştığımda aklıma gelen ilk soru şudur:

  • “Peki, eşiniz en son ne zaman gerçekten nasıl olduğunuzu merak etti?”
  • “Hatırlamıyorum hocam…”

Bu iki kelime, bazen bir evliliğin en büyük kırgınlığını barındırır: Hatırlamıyorum…

İnsanı yalnızlaştıran şey her zaman yanında birinin olmaması değildir. Bazen yanında biri durur; ancak sizi görmez, duymaz, anlamaz. Kişi, en çok sevildiğini düşündüğü yerde başkaları kendisini fark etmediğinde yorulur.

Bir Evlilik Sessizce Nasıl Uzaklaşır?

Hiçbir evlilik bir sabah ansızın yabancılaşarak uyanmaz. Önce sohbetler azalır, ardından merak kaybolur. Zamanla çiftler küçük dokunuşları, içten gülümsemeleri ve sebepsiz sarılmaları unutur.

Eskiden saatlerce konuşan iki insan, artık yalnızca çocukların okulunu, ödenecek faturaları veya akşam ne yiyeceklerini konuşur. Nitekim “Bugün nasılsın?” sorusu yerini “Elektrik faturasını yatırdın mı?” cümlesine bırakır.

Çiftler bu durumu fark etmez; evlilik, duygusal birliktelikten ziyade ortaklaşa yürütülen bir ev düzenine kayar. Oysa evlilik sadece aynı çatıyı paylaşmak değildir. Tam aksine aynı hayatın içinde birbirine ulaşabilmektir. Bir evde her şey yerli yerinde durabilir; fakat iki insanın kalbi birbirinden kilometrelerce uzakta yaşayabilir.

Kadın Konuşmaktan, Erkek Dinlemekten mi Vazgeçer?

Toplumda insanların sıkça dile getirdiği yaygın bir düşünce vardır: Kadın konuşmak ister, erkek susar. Oysa mesele her zaman bu kadar basit değildir. Bazen erkek eşinin kendisini anlamadığını düşünür, bazen kadın yıllarca anlatmaktan yorulur. Kimi zaman da roller tamamen tersine döner.

İlişkilerde asıl sorun, kimin daha çok konuştuğu değil, kimin gerçekten dinlediğidir. Yıllarca eşine kırgınlıklarını anlatan, birlikte zaman geçirmek istediğini söyleyen bir kadın düşünelim. Kadın her defasında şu cevaplarla karşılaşmış olsun:

  • “Abartıyorsun.”
  • “Yine neyin var?”
  • “Bütün gün çalışıyorum, daha ne yapayım?”

Sonunda kadın artık konuşmamaya başlar. Eşi ise bu sessizliği huzur zanneder: “Hocam, artık hiç tartışmıyoruz. Evliliğimiz düzeldi galiba.”

Böyle anlarda şu soruyu sormamız gerekir: Peki, eşiniz mutlu olduğu için mi susuyor, yoksa artık sizin kendisini dinlemeyeceğinizi bildiği için mi? Çünkü her sessizlik huzur değildir. Nitekim bazı sessizlikler, insanın içinden yavaş yavaş vazgeçmesidir.

Aynı Yatakta Uyumak, Yakın Olmak Değildir

Evlilikte duygusal yalnızlık zamanla cinsel yaşamı da etkiler. Cinsellik yalnızca bedensel bir birleşme değildir. Birçok insan için cinsellik; karşısındakini görmek, arzulamak, kabul etmek ve yakınlık kurmak anlamına gelir.

Gün boyunca birbirine yabancı davranan iki insanın gece birdenbire tutkuyla yakınlaşmasını beklemek gerçekçi değildir. Bir danışanın şu sözlerini hayal edin:

“Hocam, eşim gece bana sarılmak istiyor ama gün boyunca benimle iki kelime konuşmuyor. Ben sadece gece akla gelen biri olmak istemiyorum.”

Bu cümle üzerinde uzun uzun düşünmeliyiz. Bazen bir insanın istediği şey cinsellikten önce, gün içinde eşinin kendisini hatırladığını bilmektir. Yani bir bakış, bir teşekkür, küçük bir iltifat veya içten bir sarılma…

Uzun süreli kırgınlıklar, güvensizlik ve iletişim eksikliği cinsel yaşamı zorlaştırabilir. Şunu unutmamak gerekir ki yatak odasındaki sorunların kaynağı genelde yatak odasının çok dışındadır.

Evlilikte En Tehlikeli Cümle: “Biz Böyle Alıştık”

İnsan bazen mutsuzluğa bile alışır. Birlikte kahvaltı yapmamaya, konuşmamaya, birbirinin gözlerine bakmamaya ya da aynı odada iki ayrı telefon ekranına dalmaya alışır. Sonra bütün bunları evliliğin doğal sonucu zanneder.

“Hocam, otuz yıldır evliyiz. Bu saatten sonra romantizm mi olur?”

Neden olmasın? Sevginin, şefkatin ve merakın yaş sınırı yoktur. Evlilikte romantizm yalnızca çiçek almak, pahalı hediyeler vermek ya da özel günleri kutlamak değildir. Kimi zaman eşinize sevdiği çayı hazırlamaktır. Bazen yorgun olduğunu fark edip “Bugün sen dinlen” demektir. Kimi zaman da yıllardır aynı evde yaşadığınız insanı yeniden merakla keşfetmektir.

İki Yabancı Yeniden Birbirine Yaklaşabilir mi?

Evet, bazı çiftler yeniden yakınlık kurabilir. Ancak bunun için tek bir kişinin çabalaması yetmez. Sürecin sağlıklı ilerlemesi adına şu adımları atabiliriz:

  • Suçlamadan konuşmayı öğrenmek (“Sen beni anlamıyorsun” yerine, “Seninle konuşamadığımda kendimi yalnız hissediyorum” demek gibi…)
  • Savunmaya geçmeden karşımızdakini dinlemek
  • Küçük yakınlıkları yeniden hayatın içine katmak
  • Eşimizi geçmişteki haliyle değil, bugün olduğu insan olarak yeniden keşfetmek

İnsanlar zamanla değişir; ihtiyaçları, korkuları ve beklentileri farklılaşır. Ne var ki eşler birbirlerini tanımayı yıllar önce bırakırlar. Bir çiftin yeniden birbirine yaklaşması için şu soruyla başlamasını öneririm: “Biz en son ne zaman eş değil, iki insan olarak birbirimizi gerçekten dinledik?”

Şüphesiz çiftler her evliliği kurtaramayabilir. Şiddet, korku veya aşağılanma içeren ilişkilerde öncelik güvenliktir. Buna karşın saygı ve değişme isteği taşıyan evliliklerde çiftler duygusal yakınlığı yeniden inşa edebilir.

Son Söz

Sevgili okurlarım, evliliği ayakta tutan yalnızca sadakat, ekonomik güvence, çocuklar ya da yılların alışkanlığı değildir. Evliliği ayakta tutan şey; insanın sevdiği kişinin yanında kendi kalabilmesi, kendisini ifade edebilmesi, eşini anlaması ve ona değer vermesidir.

Bu akşam eşinizin yüzüne dikkatlice bakın. Belki yıllardır aynı sofrayı paylaşıyorsunuz ama birbirinizin içinde neler yaşandığını bilmiyorsunuz. Ona yalnızca şunu sorun:

  • “Gerçekten nasılsın? Ve bizim evliliğimizin içinde kendini nasıl hissediyorsun?”

Ardından vereceği cevabı savunmaya geçmeden dinleyin. Bazen bir evliliği yeniden başlatan şey büyük bir aşk ilanı değil, içtenlikle sorduğunuz küçücük bir sorudur.

Unutmayın: Bir evliliğin en büyük yalnızlığı, yanında kimsenin olmaması değildir; aksine yanında biri varken artık kimsenin kalbine ulaşamamasıdır.

Bu platformda yer alan tüm yazılar, analizler ve uygulama örnekleri yalnızca genel bilgilendirme ve düşünsel inceleme amacı taşır. İçerikler tıbbi, psikolojik, psikiyatrik veya terapötik teşhis ve tedavi yerine geçmez. Mithras Akademi Bilinçaltı Postası, içeriklerin kullanımından doğabilecek doğrudan veya dolaylı sonuçlardan sorumlu tutulamaz.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top