Gayane Gönül Genc, Terapist
Güzel bir sabah uyanıyorsunuz. Hava iyi, içiniz hafif, o gün her şey yolunda gidiyor. Ve tam o sırada, neredeyse fark etmeden, içinizde bir şey kıpırdıyor: “Bunu hak ediyor muyum?” Ya da daha sessiz bir biçimde — o güzel günün ortasında kendinizi bir anda ağır, suçlu, hatta üzgün buluyorsunuz.
Bu tanıdık geliyor mu?

Bu neden olur?
Psikoloji bu deneyimi uzun süredir inceliyor. Birkaç farklı kökü olabilir.
Birincisi, kronik üzüntü ve kaygıyla yaşayan kişilerde iyi hissetmek bazen tehlikeli gelir. Beyin, sürekli tetikte olduğunda iyi bir gün bir uyarı sinyaline dönüşebilir: “Bu geçecek, hazır ol.” İyilik halini tam olarak yaşamak yerine kişi, bozulacak anı beklemeye başlar. Mutluluk, bir kayıp habercisi gibi hissettirmeye başlar.
İkincisi, bastırılmış yas veya çözümlenmemiş acılarla birlikte yaşayan kişilerde iyi günler çelişkili bir his üretir. “Ben şu an iyiyken, o acı hâlâ orada duruyor” — sanki iyileşmek, acıya ihanet etmek gibi gelir. Özellikle kayıp yaşamış, zor ilişkiler içinde olan ya da sevdikleri için endişe taşıyan kişilerde bu his çok tanıdıktır.
Üçüncüsü, değersizlik ve hak etmeme duygusu. Uzun süre boyunca “yeterince iyi değilim” mesajını içselleştirmiş kişiler için mutluluk, kimi zaman tanıdık gelmez. Tanıdık olmayan şey ise tehdit edici hissettirmeye başlar.
Hak etmiyorum” nereden geliyor?
Bu his çoğu zaman çocukluk döneminde şekillenir. Sevginin koşullu olduğu, “iyi davranırsan değerlisin” mesajının verildiği ortamlarda yetişen kişiler, iyilik halini bir ödüle bağlamayı öğrenir. Yeterince “iyi” bir şey yapmadan iyi hissetmek, içgüdüsel olarak yanlış gelmeye başlar.
Dahası, bazı aile sistemlerinde birinin iyi olması diğerinin kötü olmasıyla eş tutulur. “Ben iyiyken, o acı çekiyor” düşüncesi — bu bazen anne, baba, kardeş ya da yakın bir dost olabilir — kişiyi mutluluğun ortasında donduruverir.
Bu bir sorun mu?
Arada bir yaşanıyorsa hayır, bu çok insancıl bir deneyimdir. Ancak iyi günlerin neredeyse her zaman suçluluk veya kaygıyla gölgelendiğini fark ediyorsanız, bu dikkat edilmesi gereken bir işarettir.
Çünkü bu örüntü zamanla yorucu bir döngüye dönüşebilir: iyi hissetmekten kaçınmak, iyiliği hak etmediğine inanmak, ve en sonunda mutluluğu uzaktan izlemek — ama hiç tam olarak yaşayamamak.
Ne yapılabilir?
İlk adım, bu hissi fark etmek ve ona isim vermektir. “Ben şu an iyi hissediyorum ve bu beni rahatsız ediyor” diyebilmek, zaten küçük ama önemli bir adımdır.
Kendinize şunu sormayı deneyebilirsiniz: “Bu iyi hissin içinde olmama izin versem ne olur?” Çoğu zaman bu soruya verilen ilk yanıt, aslında taşınan şeyin ne olduğunu gösterir.
Terapi, tam da bu noktada devreye girer. İyiliği hak etmediğine dair inancın nereden geldiğini anlamak, ve yavaş yavaş mutluluğun bir tehdit değil, bir hak olduğunu içselleştirmek — bu, değişimin başladığı yerdir.
Bu platformda yer alan tüm yazılar, analizler ve uygulama örnekleri yalnızca genel bilgilendirme ve düşünsel inceleme amacı taşır. İçerikler tıbbi, psikolojik, psikiyatrik veya terapötik teşhis ve tedavi yerine geçmez. Mithras Akademi Bilinçaltı Postası, içeriklerin kullanımından doğabilecek doğrudan veya dolaylı sonuçlardan sorumlu tutulamaz.


